İçeriğe Yönlendir

Tüm Aktiviteler

Bu akış otomatik güncelleniyor

  1. Geçen saat
  2. İlkay Başaran

    Şeytan İcadı 1290 SAS

    Pasa Para ya pasa ne
  3. İlkay Başaran

    Dünyadan Haberler

    Değişik bakış açısı hiç böyle düşünmemiştim. İslamın yanacak dedikleri adamlar aslında Hz Muhammed hariç tümüne inanıyorlar. Ahiret, peygamberler, Allah. Şimdi burada sorun olan kısım. Hz Muhammede inanmayan başka neye inanırsa inansın sonu cehennemdir mi demeli yani. Evet devrimci gerçekten. Muhalefet olarak yazmadım düşünüyorum sadece. İslamda yoksa Kuranda neden var hocam?
  4. Mehmet Göktürk

    Dünyadan Haberler

    Kölelik araplarda var islamda yok. varsa da işte kültürden alıntılar yumuşatarak. islam solcudur devrimcidir. Arap adetlerini çıkarın küme dışına, geri kalanlara bakın sadece din olarak bakılacaksa herhangi bi şeye. Araplarda kölelik nasıl incelemek isteyen dubai ziyareti yapabilir.
  5. Yunus Gökhan Ay

    Şeytan İcadı 1290 SAS

    Ne geliyor yerine abi ?
  6. Sinan Akgöl

    Sensodrive Resetleme Prosedürü

    Orjinal yazilimi tekrar geri yukleyince ariza kodlari basliyor yagmur gibi yagmaya sonra obd ekranina 🙂
  7. Ü.Emre Kartal

    Sensodrive Resetleme Prosedürü

    Arızalı, sorunlu bir şeye yazılımla müdahale edip "sen bitti diyorsun ama bu aslında bitmedi, daha gider" diyor. Sonra sistem çalışırken bakıyor "sen bitmedi diyorsun ama o iş öyle değil, bu duruma o ayar ile çalışamam" deyip tekrar eski yerine çekiyor. Bazı uyanık yerler dpf için çok benzerini yapıyorlar. Yazılımda dpf değişirse öğrenilen verileri sıfırlamaya yarayan işlevi kullanıp dolu dpf için değeri sıfırlıyorlar. Bir süre bu şekilde kullanılıyor, arıza vs yok. Genelde de satış oluyor zaten süreçte
  8. Bugün
  9. İlkay Başaran

    Dünyadan Haberler

    neyse tamam. Kadınla erkeği bile bir tutmayan bir inanıştan bahsediyoruz. Nasıl döveceğimizin de anlatımı vardı sanırım. Hafifçe mi vuruyorduk. Hep orada onu demek istemiyor aslında derler hep. Yine öyle olacak.
  10. Sani Gerşon

    Sensodrive Resetleme Prosedürü

    İyi de, anlattığınız işlem size çözüm olmamış ki başkalarına olabilsin? 3bin KM'de bir böyle resetleme yapılıyorsa, sizin sıkıntınız farklı demek ki. Yanlış çözüm öneriyorsunuz.
  11. Tansu Kalafatoğlu

    Dünyadan Haberler

    yok öyle bir şey islam’da kölelik savaş esiridir. İstediği zaman bedelini ödeyip serbest kalır. Sahibi buna hayır diyemez. ayrıca islam’da eşine, çocuğuna nasıl davranıyorsan, onlara ne veriyorsan ne yediriyorsan, köleye de aynını yapmak zorundasın. Çok kesin kuralları vardır. ayrıca köleyi serbest bırakanlar için ahirette müjdeleyici ayetler vardır. Yani serbest bırakılması için teşvik vardır. Afrika’daki eziyetle alakası yok. Ayrıca kendinize köle yapın denmez. Köle yapmak için uğraşmayız. Yok edilmesi için uğraş vardır. Afrika da öyle mi
  12. İlkay Başaran

    Dünyadan Haberler

    Bence aynı gibi. KArın tokluğuna karşı tarafın emeğini, kaynaklarını sömürmek.
  13. Ali Darbaz

    Dünyadan Haberler

    Jhon lennon haklımı
  14. Ali Darbaz

    Sensodrive Resetleme Prosedürü

    İşte usta yanaşmıyor, iki saat makina bağlıycaksın akü zayıfsa işlem başa sarıyor diye kimse uğraşmıyor. Parasıyla bile yapmıyorlar.
  15. Murat Azalma

    2008 Corolla Dizel - 2.Araç

    Son güncellemeler.. Mil boşluğu olan amortisörler orjinalleri ile değişti. Aynı zamanda kule bilyaları da değişti. 290 bin de üzerinden çıkan orjinal salıncaklarda değişti.
  16. Servet Aydın

    Sensodrive Resetleme Prosedürü

    Bozuk sistemin var. Ps şanzımanı ayarları yaklaşık 2 saati bulan işlemdir. İki tuşa basmayla olmaz.
  17. Tansu Kalafatoğlu

    Dünyadan Haberler

    180 derece farklı şeyler
  18. Ü.Emre Kartal

    Sensodrive Resetleme Prosedürü

    Akü sök tak ile bu işlemin alakası nedir? Arıza kodu bile silinmez eğer geçici bir kod değilse, bırak kalibrasyonu vs. Bu işlem bildiğin servis prosedürü, adı üzerinde servis Belirli aralıklarla yapmak sadece bir şeyleri maskeler. Eminim araçta birçok parametre bu referansa göre şekilleniyordur, yani olmayanı oldurma gibi bir şey yapıp ön planı düzeltmek ile bu iş olmaz. Ortada sorun/kusur varsa çözümüne bakın. Olmadık yerde iş açar daha fazlasına katlanırsınız. Yapılan iş hatalıdır eksiktir, yapan yere götürürsünüz düzeltir veya düzeltilmiyorsa da oluruna bakılır. Yarım doktor candan yarım hoca imandan eder derler. Bazen işten anlamak yetmez, işi belirli prosedürde uygulamak lazım. Yani yetkili servislerde prosedür vardır, çok işten anlamayan biri bile olsa o şekilde yapar/yapmak zorundadır. Sanayideki işi iyi biliyordur ama yapmamayı tercih edebilir. Bir şey falan olur der, çalışıyorsa elleme der, canı o an istemezse yine yapmaz vs vs.
  19. Mehmet Göktürk

    Dünyadan Haberler

    Adam noktayı koymuş (yukardan kopyaladım): "Koçi Bey’in itirazı aslında çok temel bir yönetim ilkesine dayanır: Ödül ile katkı arasındaki bağ koparsa sistem çalışmaz. İnsanlar çabanın değil bağlantının sonuç getirdiğine inandığında kuruma sadakat de kamu yararı duygusu da çözülmeye başlar."
  20. İlkay Başaran

    Dünyadan Haberler

    Teknoloji ve bilim gerekmese daha yaşardı. Fiziksel gücün artık iş yapmadığı zamanda tabi olmuyor. Çağın gerisinde kalan her devletin beli kırılır. Bu net zaten. Yalnızca zayıflar adalet arar. Avrupa bizi sömürüyorlar diyen afrikanın inancını uyguluyor aslında. Kölelik yasak değil. Yasak mı? Hatta devri bile oluyor notersiz.
  21. Mehmet Göktürk

    Dünyadan Haberler

    Karşı argüman din üzerinden olmamalı. Dinin toplumdaki yeri 10 bin senedir değişiyor, bu bir süreç. "GÜÇ" asıl toplumları harekete geçiren indiren kaldıran. Ancak iletişim çok hızlı olunca eski modeller tutmayabiliyor. Şu an köktenci hıristiyan ve musevi toplumların ve müslüman toplumların kavgasının cezası çekiliyor. Ama bitecektir. uzun sürebilir de. Aşağıdaki yazıyı zonno sistem yazdı --- Sarayın Koridorlarından Bugüne: Koçi Bey’in 400 Yıllık Liyakat Uyarısı Rüşvet, kayırmacılık, ağır vergiler, uzmanların susturulması ve görevlerin ehil olmayan kişilere verilmesi… Koçi Bey’in dört asır önce yaptığı uyarılar, tarihin neden tekrar tekrar aynı yere döndüğünü anlatıyor. Bir devletin en büyük düşmanı bazen sınırlarının ötesinde değil, kendi koridorlarında dolaşır. Masaların üzerinde biriken dosyalarda, hak etmeyenlere açılan kapılarda, doğruyu söylemek yerine güçlü olana hoş görünmeyi seçenlerin sessizliğinde… Bundan yaklaşık dört yüz yıl önce Osmanlı sarayında yaşayan Koçi Bey, devlet düzenindeki çözülmeyi tam da böyle okudu. Onun padişaha sunduğu risale, yalnızca XVII. yüzyıl Osmanlı yönetiminin aksaklıklarını anlatan tarihî bir belge değildi; adalet, liyakat ve kurumsal düzen zayıfladığında güçlü görünen bir yapının nasıl içeriden aşındığını gösteren çarpıcı bir teşhisti. Koçi Bey’in hayatına dair bilgiler sınırlı. Arnavut kökenli olduğu, devşirme yoluyla saraya geldiği, Enderun’da yetiştiği ve özellikle IV. Murad’ın güvenini kazanarak onun yakınındaki isimlerden biri hâline geldiği biliniyor. Sarayın içinden konuşması, risalesine ayrı bir ağırlık kazandırıyordu. Çünkü o, devlet mekanizmasını uzaktan izleyen bir gözlemci değil; kararların nasıl alındığını, kimlerin padişaha ulaşabildiğini, hangi dedikoduların kariyerleri bitirdiğini ve çıkar çevrelerinin yönetimi nasıl etkilediğini yakından gören bir saray mensubuydu. Kaynaklara göre Koçi Bey’in 1631’de IV. Murad’a sunduğu metin, Osmanlı’da padişaha verilen ilk yazılı reform raporu niteliğindeydi. Daha sonra Sultan İbrahim için de ikinci bir risale kaleme aldı. İlkinde devlet düzenindeki bozulmaları teşhis ediyor ve çözüm önerileri getiriyordu; ikincisinde ise devlet erkânıyla ilişkilerden vergi ve para işlerine, elçi kabulünden fermanların yazılmasına kadar hükümdarlığın adeta uygulamalı el kitabını sunuyordu. Bu yönüyle Koçi Bey yalnızca eleştiren değil, yönetime nasıl çekidüzen verilebileceğini tarif eden erken dönem bir reform düşünürüydü. Onun teşhis listesinin başında rüşvet vardı. Koçi Bey, memleketin harap olmasına, hazinenin azalmasına, fitne ve karışıklığın çoğalmasına yol açan temel unsur olarak “rüşvet şeytanı”nı gösteriyordu. Ancak rüşveti yalnızca el altından para alışverişi olarak görmüyordu. Sorun daha genişti: Görevlerin ehil kişilere değil, saraya yakın olanlara verilmesi; makamların para ve aracılık yoluyla dağıtılması; başarılı yöneticilerin kıskançlık, iftira ve dedikoduyla görevden uzaklaştırılması; karar vericilerin kişisel sadakati mesleki yeterliliğin önüne koyması… Bugünün diliyle söylersek Koçi Bey, yozlaşmayı tek tek kötü insanlara değil, yanlış teşvikler üreten bir sisteme bağlıyordu. Burada tarihin tekerrürü duygusunu güçlendiren asıl mesele, şikâyetlerin şaşırtıcı ölçüde tanıdık olmasıdır. Makamların liyakate göre dağıtılmaması, kayırmacılık, sürekli kadro değişiklikleri, uzmanlığın değersizleşmesi, mali yükün halka aktarılması ve kurumların kişilere bağımlı hâle gelmesi… Aradan geçen dört asır boyunca devletlerin biçimi, teknolojisi ve dili değişti; fakat iyi yönetimin temel soruları pek değişmedi: Göreve kim getiriliyor? O kişi işini biliyor mu? Kararını hukuk ve bilgiyle mi, yakınlık ve korkuyla mı veriyor? Başarılı olan korunuyor mu, yoksa yeni bir güç dengesi oluştuğunda kolayca tasfiye mi ediliyor? Koçi Bey’in en güçlü vurgularından biri, görevde istikrar ile dürüstlük arasındaki ilişkidir. Ona göre vezirler, beylerbeyleri, sancak beyleri ve yüksek görevliler işlerini iyi yaptıkları sürece sebepsiz yere azledilmemeliydi. Aynı düşünce bilim ve yargı mensupları için de geçerliydi. Çünkü makamının her an elinden alınabileceğini düşünen kişi, hakikati söylemekten çok kendisini korumaya çalışır. Koçi Bey, şeyhülislamların, kazaskerlerin ve kadıların sık sık görevden alınmasının onları devlet büyüklerine dalkavukluk etmeye, doğruları gizlemeye ve herkesin hatırını hoş tutmaya yönelttiğini anlatır. Bu tespit, modern kurumlar açısından da son derece günceldir: Güvencesiz uzman bağımsız karar veremez; bağımsız karar veremeyen kurum ise adalet üretemez. Liyakat meselesi risalenin neredeyse bütün alanlarına yayılır. Divan kâtiplerinin kanun bilen, kalemi güçlü ve dış hükümdarlara mektup yazabilecek yetenekte kişiler olması gerektiği; maliye görevlilerinin bilgili, şuurlu ve güvenilir kimselerden seçilmesi gerektiği belirtilir. Kadılık içinse ölçüt son derece nettir: Aracılık, yaş, soy veya kıdem değil, bilgi ve ehliyet. Koçi Bey’in “Kadılık yolunda vasıta bilgidir” düşüncesi, liyakatin sadece güzel bir ahlak ilkesi olmadığını gösterir. Liyakat, devletin karar kalitesini belirleyen teknik bir zorunluluktur. Yanlış kişi yanlış karar verir; yanlış karar yalnızca bir makamı değil, vergi düzeninden adalete, askerî yapıdan toplumsal huzura kadar bütün sistemi etkiler. Risalenin dikkat çekici bir başka boyutu, mali adalet ile yönetim kalitesini birbirinden ayırmamasıdır. Koçi Bey’e göre askerî kadroların ihtiyaçtan fazla büyütülmesi hazinenin yükünü artırmış, bu yük de daha ağır vergiler yoluyla halka aktarılmıştı. Vergisini ödeyemeyenler baskıya uğruyor, halk yoksullaşıyor, üretim ve düzen bozuluyordu. Buradaki zincir açıktır: Liyakatsiz ve kontrolsüz kadrolaşma maliyeti yükseltir; yükselen maliyet vergiye dönüşür; adaletsiz vergi toplumsal güveni aşındırır. Dolayısıyla bütçe disiplini, personel politikası ve adalet birbirinden kopuk başlıklar değildir. Bir kurumun kapısından liyakatsizlik girdiğinde faturası çoğu zaman toplumun tamamına çıkar. Tımar ve zeamet düzenindeki bozulma da aynı mantığı izler. Önceleri savaşta yararlılık gösteren ve bölgesini tanıyan kişilere verilen dirliklerin zamanla merkezdeki nüfuz ilişkileri üzerinden dağıtılması, hem yerel adaleti hem de devletin taşradaki etkinliğini zayıflatmıştı. Hakkı yenilen kişi artık şikâyet edeceği tarafsız bir makam bulamıyor, görev hak etmeyenlere veriliyor, emek ve cesaret ödüllendirilmezken yakınlık kazanç sağlıyordu. Koçi Bey’in itirazı aslında çok temel bir yönetim ilkesine dayanır: Ödül ile katkı arasındaki bağ koparsa sistem çalışmaz. İnsanlar çabanın değil bağlantının sonuç getirdiğine inandığında kuruma sadakat de kamu yararı duygusu da çözülmeye başlar. Bilim insanlarına verdiği önem ise risalenin bugün için belki de en ilham verici yanlarından biridir. Koçi Bey, “bilginin devamı bilginlerdedir” diyerek yalnızca âlimlere saygı gösterilmesini istemez; bilginin üretilebilmesi için ehil insanların seçilmesi, korunması ve çalışmalarını sürdürebilecekleri bir düzen kurulması gerektiğini savunur. Bilgi, kişisel hayranlıkla değil, kurumlaşmış güvenceyle gelişir. Bir toplum uzmanlığın yerine sadakati, eleştirinin yerine itaati, kanıtın yerine nüfuzu koyduğunda yalnızca akademisini değil, geleceğini de zayıflatır. Ne var ki Koçi Bey’in önerilerinin kaderi de tarihin tekrar eden başka bir dersini ortaya koyar. IV. Murad döneminde rüşvetin sınırlandırılması, yeniçerilerin disipline edilmesi ve saray çevresinin müdahalesinin azaltılması yönünde adımlar atılmış olsa da bunlar kalıcı bir kurumsal dönüşüme dönüşmedi. Reformlar büyük ölçüde hükümdarın gücü ve kararlılığıyla sınırlı kaldı. Hükümdar değiştiğinde düzenin eski sorunları yeniden ortaya çıktı. Bu durum, güçlü bir yöneticinin geçici olarak düzen sağlayabileceğini; fakat kurallar, denetim mekanizmaları ve liyakate dayalı kurumlar kurulmadan kalıcı iyileşmenin mümkün olmadığını gösterir. Belki de “tarih tekerrür eder” sözünü yeniden düşünmek gerekir. Tarih, insanlar geçmişi hiç okumadığı için değil; aynı teşvikleri, aynı keyfîliği ve aynı kurumsal zaafları yeniden ürettiği için tekerrür eder. İsimler değişir, makamların unvanları değişir, raporların dili değişir; ancak adalet zedeleniyor, liyakat geri plana itiliyor ve hesap verebilirlik ortadan kalkıyorsa sonuçlar birbirine benzer. Koçi Bey Risalesi bu nedenle sararmış sayfalarda kalmış bir saray nasihati değildir. Dört yüz yıl öteden bugüne uzanan bir yönetim aynasıdır. Bize devletin yalnızca kanunlarla değil, doğru insanı doğru göreve getirme iradesiyle; yalnızca otoriteyle değil, adaletle; yalnızca reform ilanlarıyla değil, sürdürülebilir kurumlarla ayakta kaldığını hatırlatır. Ve belki de en önemlisi, toplumların kaderini belirleyen şeyin her çağda aynı olduğunu söyler: Hak edenin hakkını aldığı, bilenin sözünün dinlendiği ve gücün kuralla sınırlandığı yerde düzen güçlenir. Bunların yerini yakınlık, korku ve çıkar aldığında ise en görkemli yapıların içinde bile çatlaklar büyümeye başlar. Bu yazı, Ali Fuat Gökçe’nin “Osmanlı Klasik Döneminde İdari Reform Hareketleri: Koçi Bey Risalesi” başlıklı çalışması temel alınarak hazırlanmıştır. ZonnoGazete
  22. Tansu Kalafatoğlu

    Dünyadan Haberler

    Osmanlı 600 sene yaşadı iyi süre. Laik devlet de yıkılır. geri de toparlanamaz. Çünkü bireyselcilik en üst safhadadır. batı ne kaybetti? Kontrolü. Daha büyük ne olabilir? Tek tek yazmak uzun olur. kürtler ağabeylerini dinleyip iran’a saldırmadı mesela. Halbuki çok zorladılar. Neden ki? İran çok büyük paralar koparma peşinde. Yatırım için fonlar, avrupa arap bankalarındaki paraların serbest kalması. Ticaret yasaklarının kaldırılması. Vs. Bunlar az değil. İran kaybettiğinim kat kat fazlasını alabilir.
  23. Servet Aydın

    Şeytan İcadı 1290 SAS

    Ktm'yi temizleyip paklayıp satışa koyacam
  24. Ali Darbaz

    Sensodrive Resetleme Prosedürü

    Yukarı uyarı yazısı ekledim, araç sensodrive veya 2 xtronic yada bmp5 birçok ismi var bu şanzımanın kesinlikle hidrolik olmayan. İşte sıfır km hızda araç boşta ikenki durum. Debriyaj yeni olduğu için kalın baskı nedeniyle 2500 puan fark var. Aslında debriyaz 2,5 mm daha kalın, ama aksiyoner çok daha bitik bir debriyaj baskısı var sanıyor. Şu haliyle kalkışa çıksam araba zıp zıplar.
  25. Sinan Akgöl

    Sensodrive Resetleme Prosedürü

    Iste Ali sen cozumu yazarken yasadigin problem sonrasi cozum diye soylememissin ki konuyu acarken bu sanzimana sahip psa grubu araclar sahiplerinin ki bilgilide olmayabilir merakli olabilir acemi olur dur ya bi sifirliyim bende dese sorun yasama ihtimali var. Ha yaptigin islemde gecici cozum sende demissin zaten. Debriyaj degisim sonrasi ustalarin yapmasi gereken seyi kullanici yapmasin.
  26. Ali Darbaz

    Sensodrive Resetleme Prosedürü

    Arabası sağlam olan birinin aksiyonelinin neden resetlemek istediğini düşünemedim. Sweet bite ayarı lexia cihazında yaklaşık 45 dakika süren arabanın harici bir güç kaynağından beslenmesi gerektiği motor çalışmadan stop halde yapılan bir kalibrasyon. Türkiyede kendin yapmadığın sürece ustalar yanaşmıyor Bu da benim şanzıman logum. Ecu talebi ile şanzımanın talebi arasında 500 fark var. Sürdükce bu fark açılıyor. Önce sadece 2 nci vitesde yapıyor sonra 5 nci vitesde bile kavrama sarsılmaya başlıyor. Bunu yapmazsam otoban trafiğinde saate 30 km hızla gitmek dahi ızdırap oluyor.
  27. Yeni yasayı detaylı incelemedim.. Ancak eski yasada şöyleydi. Normalde bir iki şirket harici pert aracı kasko yapan olmazdı ancak onarım yetkili serviste yapılmışsa ve faturası mevcut ise kasko yapılırdı.. Yine böyle bir şart gelmiş olabilir. Onarım yetkili serviste yapılmışsa trafiğe çıkabilir denebilir. Mantıklı ama böyle bir şey var mı bilmiyorum.
  1. Daha fazla aktivite göster
×
×
  • Yeni Oluştur...