İçeriğe Yönlendir

Dünyadan Haberler


Çağlar Bayur

Recommended Posts

Ali Darbaz
Servet Aydın yazdı:

Bir depo kaç lt? Pejo an itibariyle 70 lt ile 2600 km'yi geçiyor zaten

 

Adam depo kapak tarafından  kriko ile kaldırıp depoyu fulledi 66 litre dizel aldı

72 litre full diyor. 

 

Bir aksilik çıkmaz ise 1000 km Challenge gidiyorum. 

Yorum bağlantısı
Hüseyin Sönmez
(düzenlendi)
Ali Darbaz yazdı:

İrana tüm stoklarını eriten Amerika, Türkiye’ye Ge F110 motorların için 700 milyonluk pakete evet demiş

 

https://x.com/yunuspaksoy/status/2069898788433436680?s=46
 

Bizim reis için böyle demiş sarı reis.

 

Erdoğan güçlü bir adam ve ondan şimdiye kadar istediğim her şeyi yaptı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Allah yardımcıları olsun. 

 

Venezuela'da 7,5 ve 7,2 şiddetinde ardışık iki deprem

tarihinde Hüseyin Sönmez tarafından düzenlendi
  • Beğen 1
  • Üzgün 1
Yorum bağlantısı
Servet Aydın

Her şeyi yapana güçlü mü deniyor? Hele hele

Yorum bağlantısı
Tansu Kalafatoğlu
Servet Aydın yazdı:

Her şeyi yapana güçlü mü deniyor? Hele hele


Ayıya dayı denmesi lazım. Ayaklarının üstünde duruna kadar. Sonra küba

gibi oluyor devletler. 
 

ama bu konuşmalar bence numara. yem atıyor. 
 

Motorları vermesi için bir şeyler isteyecek. Bence konu doğu akdeniz. İsrail yunan fransa’nın taleplerini bize kabul ettirmeye çalışacaklar. Bizimkiler bir çizgiye kadar kabul edecek. Çünkü fransa artık fiilen asker olarak kıbrısta ve yunan içinde. Hatta onlara yapılan tehditte nükleer kullanma anlaşması bile yaptı. 
 

motorlar verilmezse şunu anlamak lazım. Akdeniz’de işler daha da kızışacak. 

Yorum bağlantısı
Sinan Akgöl
Tansu Kalafatoğlu yazdı:


Ayıya dayı denmesi lazım. Ayaklarının üstünde duruna kadar. Sonra küba

gibi oluyor devletler. 
 

ama bu konuşmalar bence numara. yem atıyor. 
 

Motorları vermesi için bir şeyler isteyecek. Bence konu doğu akdeniz. İsrail yunan fransa’nın taleplerini bize kabul ettirmeye çalışacaklar. Bizimkiler bir çizgiye kadar kabul edecek. Çünkü fransa artık fiilen asker olarak kıbrısta ve yunan içinde. Hatta onlara yapılan tehditte nükleer kullanma anlaşması bile yaptı. 
 

motorlar verilmezse şunu anlamak lazım. Akdeniz’de işler daha da kızışacak. 

Kapali maraş. Konu bu

Yorum bağlantısı
Tansu Kalafatoğlu
Sinan Akgöl yazdı:

Kapali maraş. Konu bu


Orta doğu‘da işlerin batı dünyasının istediği gibi gitmediğini görüyoruz. Büyük bir kırılma yaşandı gibi

Yorum bağlantısı
Sinan Akgöl
Tansu Kalafatoğlu yazdı:


Orta doğu‘da işlerin batı dünyasının istediği gibi gitmediğini görüyoruz. Büyük bir kırılma yaşandı gibi

Gozler ortadan Akdenizin ortasina dondu Filistin sonrasi. Maraş ile Toprak takasi konusu var simdi. Anlasma muzakere vs durum hala ortada belirsiz orda da karmakarisik

  • Beğen 1
Yorum bağlantısı
İlkay Başaran
Tansu Kalafatoğlu yazdı:


Orta doğu‘da işlerin batı dünyasının istediği gibi gitmediğini görüyoruz. Büyük bir kırılma yaşandı gibi

Ne bekliyordu batı ne yaşandı tarot falcıları gibi yazıyorsunuz yani ne olsa tutacak cinsten. Ben yazmıştım...

İranı fiziksel olarak darmadağın edemeyeceğini zaten afganistanda öğrenmiştir. Rejimi değiştirmek falan denecekse bence iranın bundan önceki rejimi zaten ortadoğunun iyi olmasını istemeyen avrupa ve abdnin işine gelmez. Sonuçta iranı ekonomik olarak belki 50 sene geri attılar.

Dini baskılarla, sözüm ona dini kurallarla yönetilmeye çalışılan her devlet batmaya mahkumdur bence. Er ya da geç

  • Beğen 2
Yorum bağlantısı
Tansu Kalafatoğlu
İlkay Başaran yazdı:

 

Dini baskılarla, sözüm ona dini kurallarla yönetilmeye çalışılan her devlet batmaya mahkumdur bence. Er ya da geç


Osmanlı 600 sene yaşadı :) iyi süre.
 

Laik devlet de yıkılır. geri de toparlanamaz. Çünkü bireyselcilik en üst safhadadır. 
 

batı ne kaybetti? Kontrolü. Daha büyük ne olabilir? Tek tek yazmak uzun olur. kürtler ağabeylerini dinleyip iran’a saldırmadı mesela. Halbuki çok zorladılar. Neden ki? 

 

İran çok büyük paralar koparma peşinde. Yatırım için fonlar, avrupa arap bankalarındaki paraların serbest kalması. Ticaret yasaklarının kaldırılması. Vs. Bunlar az değil. İran kaybettiğinim kat kat fazlasını alabilir. 

Yorum bağlantısı
Mehmet Göktürk

Karşı argüman din üzerinden olmamalı. Dinin toplumdaki yeri 10 bin senedir değişiyor, bu bir süreç. "GÜÇ" asıl toplumları harekete geçiren indiren kaldıran. Ancak iletişim çok hızlı olunca eski modeller tutmayabiliyor. Şu an köktenci hıristiyan ve musevi toplumların ve müslüman toplumların kavgasının cezası çekiliyor. Ama bitecektir. uzun sürebilir de. 

 

Aşağıdaki yazıyı zonno sistem yazdı

---

Sarayın Koridorlarından Bugüne: Koçi Bey’in 400 Yıllık Liyakat Uyarısı

Rüşvet, kayırmacılık, ağır vergiler, uzmanların susturulması ve görevlerin ehil olmayan kişilere verilmesi… Koçi Bey’in dört asır önce yaptığı uyarılar, tarihin neden tekrar tekrar aynı yere döndüğünü anlatıyor.

Bir devletin en büyük düşmanı bazen sınırlarının ötesinde değil, kendi koridorlarında dolaşır. Masaların üzerinde biriken dosyalarda, hak etmeyenlere açılan kapılarda, doğruyu söylemek yerine güçlü olana hoş görünmeyi seçenlerin sessizliğinde… Bundan yaklaşık dört yüz yıl önce Osmanlı sarayında yaşayan Koçi Bey, devlet düzenindeki çözülmeyi tam da böyle okudu. Onun padişaha sunduğu risale, yalnızca XVII. yüzyıl Osmanlı yönetiminin aksaklıklarını anlatan tarihî bir belge değildi; adalet, liyakat ve kurumsal düzen zayıfladığında güçlü görünen bir yapının nasıl içeriden aşındığını gösteren çarpıcı bir teşhisti.

Koçi Bey’in hayatına dair bilgiler sınırlı. Arnavut kökenli olduğu, devşirme yoluyla saraya geldiği, Enderun’da yetiştiği ve özellikle IV. Murad’ın güvenini kazanarak onun yakınındaki isimlerden biri hâline geldiği biliniyor. Sarayın içinden konuşması, risalesine ayrı bir ağırlık kazandırıyordu. Çünkü o, devlet mekanizmasını uzaktan izleyen bir gözlemci değil; kararların nasıl alındığını, kimlerin padişaha ulaşabildiğini, hangi dedikoduların kariyerleri bitirdiğini ve çıkar çevrelerinin yönetimi nasıl etkilediğini yakından gören bir saray mensubuydu.

Kaynaklara göre Koçi Bey’in 1631’de IV. Murad’a sunduğu metin, Osmanlı’da padişaha verilen ilk yazılı reform raporu niteliğindeydi. Daha sonra Sultan İbrahim için de ikinci bir risale kaleme aldı. İlkinde devlet düzenindeki bozulmaları teşhis ediyor ve çözüm önerileri getiriyordu; ikincisinde ise devlet erkânıyla ilişkilerden vergi ve para işlerine, elçi kabulünden fermanların yazılmasına kadar hükümdarlığın adeta uygulamalı el kitabını sunuyordu. Bu yönüyle Koçi Bey yalnızca eleştiren değil, yönetime nasıl çekidüzen verilebileceğini tarif eden erken dönem bir reform düşünürüydü.

Onun teşhis listesinin başında rüşvet vardı. Koçi Bey, memleketin harap olmasına, hazinenin azalmasına, fitne ve karışıklığın çoğalmasına yol açan temel unsur olarak “rüşvet şeytanı”nı gösteriyordu. Ancak rüşveti yalnızca el altından para alışverişi olarak görmüyordu. Sorun daha genişti: Görevlerin ehil kişilere değil, saraya yakın olanlara verilmesi; makamların para ve aracılık yoluyla dağıtılması; başarılı yöneticilerin kıskançlık, iftira ve dedikoduyla görevden uzaklaştırılması; karar vericilerin kişisel sadakati mesleki yeterliliğin önüne koyması… Bugünün diliyle söylersek Koçi Bey, yozlaşmayı tek tek kötü insanlara değil, yanlış teşvikler üreten bir sisteme bağlıyordu.

Burada tarihin tekerrürü duygusunu güçlendiren asıl mesele, şikâyetlerin şaşırtıcı ölçüde tanıdık olmasıdır. Makamların liyakate göre dağıtılmaması, kayırmacılık, sürekli kadro değişiklikleri, uzmanlığın değersizleşmesi, mali yükün halka aktarılması ve kurumların kişilere bağımlı hâle gelmesi… Aradan geçen dört asır boyunca devletlerin biçimi, teknolojisi ve dili değişti; fakat iyi yönetimin temel soruları pek değişmedi: Göreve kim getiriliyor? O kişi işini biliyor mu? Kararını hukuk ve bilgiyle mi, yakınlık ve korkuyla mı veriyor? Başarılı olan korunuyor mu, yoksa yeni bir güç dengesi oluştuğunda kolayca tasfiye mi ediliyor?

Koçi Bey’in en güçlü vurgularından biri, görevde istikrar ile dürüstlük arasındaki ilişkidir. Ona göre vezirler, beylerbeyleri, sancak beyleri ve yüksek görevliler işlerini iyi yaptıkları sürece sebepsiz yere azledilmemeliydi. Aynı düşünce bilim ve yargı mensupları için de geçerliydi. Çünkü makamının her an elinden alınabileceğini düşünen kişi, hakikati söylemekten çok kendisini korumaya çalışır. Koçi Bey, şeyhülislamların, kazaskerlerin ve kadıların sık sık görevden alınmasının onları devlet büyüklerine dalkavukluk etmeye, doğruları gizlemeye ve herkesin hatırını hoş tutmaya yönelttiğini anlatır. Bu tespit, modern kurumlar açısından da son derece günceldir: Güvencesiz uzman bağımsız karar veremez; bağımsız karar veremeyen kurum ise adalet üretemez.

Liyakat meselesi risalenin neredeyse bütün alanlarına yayılır. Divan kâtiplerinin kanun bilen, kalemi güçlü ve dış hükümdarlara mektup yazabilecek yetenekte kişiler olması gerektiği; maliye görevlilerinin bilgili, şuurlu ve güvenilir kimselerden seçilmesi gerektiği belirtilir. Kadılık içinse ölçüt son derece nettir: Aracılık, yaş, soy veya kıdem değil, bilgi ve ehliyet. Koçi Bey’in “Kadılık yolunda vasıta bilgidir” düşüncesi, liyakatin sadece güzel bir ahlak ilkesi olmadığını gösterir. Liyakat, devletin karar kalitesini belirleyen teknik bir zorunluluktur. Yanlış kişi yanlış karar verir; yanlış karar yalnızca bir makamı değil, vergi düzeninden adalete, askerî yapıdan toplumsal huzura kadar bütün sistemi etkiler.

Risalenin dikkat çekici bir başka boyutu, mali adalet ile yönetim kalitesini birbirinden ayırmamasıdır. Koçi Bey’e göre askerî kadroların ihtiyaçtan fazla büyütülmesi hazinenin yükünü artırmış, bu yük de daha ağır vergiler yoluyla halka aktarılmıştı. Vergisini ödeyemeyenler baskıya uğruyor, halk yoksullaşıyor, üretim ve düzen bozuluyordu. Buradaki zincir açıktır: Liyakatsiz ve kontrolsüz kadrolaşma maliyeti yükseltir; yükselen maliyet vergiye dönüşür; adaletsiz vergi toplumsal güveni aşındırır. Dolayısıyla bütçe disiplini, personel politikası ve adalet birbirinden kopuk başlıklar değildir. Bir kurumun kapısından liyakatsizlik girdiğinde faturası çoğu zaman toplumun tamamına çıkar.

Tımar ve zeamet düzenindeki bozulma da aynı mantığı izler. Önceleri savaşta yararlılık gösteren ve bölgesini tanıyan kişilere verilen dirliklerin zamanla merkezdeki nüfuz ilişkileri üzerinden dağıtılması, hem yerel adaleti hem de devletin taşradaki etkinliğini zayıflatmıştı. Hakkı yenilen kişi artık şikâyet edeceği tarafsız bir makam bulamıyor, görev hak etmeyenlere veriliyor, emek ve cesaret ödüllendirilmezken yakınlık kazanç sağlıyordu. Koçi Bey’in itirazı aslında çok temel bir yönetim ilkesine dayanır: Ödül ile katkı arasındaki bağ koparsa sistem çalışmaz. İnsanlar çabanın değil bağlantının sonuç getirdiğine inandığında kuruma sadakat de kamu yararı duygusu da çözülmeye başlar.

Bilim insanlarına verdiği önem ise risalenin bugün için belki de en ilham verici yanlarından biridir. Koçi Bey, “bilginin devamı bilginlerdedir” diyerek yalnızca âlimlere saygı gösterilmesini istemez; bilginin üretilebilmesi için ehil insanların seçilmesi, korunması ve çalışmalarını sürdürebilecekleri bir düzen kurulması gerektiğini savunur. Bilgi, kişisel hayranlıkla değil, kurumlaşmış güvenceyle gelişir. Bir toplum uzmanlığın yerine sadakati, eleştirinin yerine itaati, kanıtın yerine nüfuzu koyduğunda yalnızca akademisini değil, geleceğini de zayıflatır.

Ne var ki Koçi Bey’in önerilerinin kaderi de tarihin tekrar eden başka bir dersini ortaya koyar. IV. Murad döneminde rüşvetin sınırlandırılması, yeniçerilerin disipline edilmesi ve saray çevresinin müdahalesinin azaltılması yönünde adımlar atılmış olsa da bunlar kalıcı bir kurumsal dönüşüme dönüşmedi. Reformlar büyük ölçüde hükümdarın gücü ve kararlılığıyla sınırlı kaldı. Hükümdar değiştiğinde düzenin eski sorunları yeniden ortaya çıktı. Bu durum, güçlü bir yöneticinin geçici olarak düzen sağlayabileceğini; fakat kurallar, denetim mekanizmaları ve liyakate dayalı kurumlar kurulmadan kalıcı iyileşmenin mümkün olmadığını gösterir.

Belki de “tarih tekerrür eder” sözünü yeniden düşünmek gerekir. Tarih, insanlar geçmişi hiç okumadığı için değil; aynı teşvikleri, aynı keyfîliği ve aynı kurumsal zaafları yeniden ürettiği için tekerrür eder. İsimler değişir, makamların unvanları değişir, raporların dili değişir; ancak adalet zedeleniyor, liyakat geri plana itiliyor ve hesap verebilirlik ortadan kalkıyorsa sonuçlar birbirine benzer.

Koçi Bey Risalesi bu nedenle sararmış sayfalarda kalmış bir saray nasihati değildir. Dört yüz yıl öteden bugüne uzanan bir yönetim aynasıdır. Bize devletin yalnızca kanunlarla değil, doğru insanı doğru göreve getirme iradesiyle; yalnızca otoriteyle değil, adaletle; yalnızca reform ilanlarıyla değil, sürdürülebilir kurumlarla ayakta kaldığını hatırlatır. Ve belki de en önemlisi, toplumların kaderini belirleyen şeyin her çağda aynı olduğunu söyler: Hak edenin hakkını aldığı, bilenin sözünün dinlendiği ve gücün kuralla sınırlandığı yerde düzen güçlenir. Bunların yerini yakınlık, korku ve çıkar aldığında ise en görkemli yapıların içinde bile çatlaklar büyümeye başlar.

Bu yazı, Ali Fuat Gökçe’nin “Osmanlı Klasik Döneminde İdari Reform Hareketleri: Koçi Bey Risalesi” başlıklı çalışması temel alınarak hazırlanmıştır.

ZonnoGazete

  • Beğen 3
Yorum bağlantısı
İlkay Başaran
Tansu Kalafatoğlu yazdı:


Osmanlı 600 sene yaşadı :) iyi süre.
 

Laik devlet de yıkılır. geri de toparlanamaz. Çünkü bireyselcilik en üst safhadadır. 
 

batı ne kaybetti? Kontrolü. Daha büyük ne olabilir? Tek tek yazmak uzun olur. kürtler ağabeylerini dinleyip iran’a saldırmadı mesela. Halbuki çok zorladılar. Neden ki? 

 

İran çok büyük paralar koparma peşinde. Yatırım için fonlar, avrupa arap bankalarındaki paraların serbest kalması. Ticaret yasaklarının kaldırılması. Vs. Bunlar az değil. İran kaybettiğinim kat kat fazlasını alabilir. 

Teknoloji ve bilim gerekmese daha yaşardı. Fiziksel gücün artık iş yapmadığı zamanda tabi olmuyor. Çağın gerisinde kalan her devletin beli kırılır. Bu net zaten. Yalnızca zayıflar adalet arar. Avrupa bizi sömürüyorlar diyen afrikanın inancını uyguluyor aslında. Kölelik yasak değil. Yasak mı? Hatta devri bile oluyor notersiz.

  • Beğen 1
Yorum bağlantısı
Mehmet Göktürk

Adam noktayı koymuş (yukardan kopyaladım):   "Koçi Bey’in itirazı aslında çok temel bir yönetim ilkesine dayanır: Ödül ile katkı arasındaki bağ koparsa sistem çalışmaz. İnsanlar çabanın değil bağlantının sonuç getirdiğine inandığında kuruma sadakat de kamu yararı duygusu da çözülmeye başlar."

  • Beğen 1
Yorum bağlantısı
Tansu Kalafatoğlu
İlkay Başaran yazdı:

Avrupa bizi sömürüyorlar diyen afrikanın inancını uyguluyor aslında.


180 derece farklı şeyler

 

 

Yorum bağlantısı
İlkay Başaran
Tansu Kalafatoğlu yazdı:


180 derece farklı şeyler

 

 

Bence aynı gibi. KArın tokluğuna karşı tarafın emeğini, kaynaklarını sömürmek.

Yorum bağlantısı
Tansu Kalafatoğlu
İlkay Başaran yazdı:

Bence aynı gibi. KArın tokluğuna karşı tarafın emeğini, kaynaklarını sömürmek.


yok öyle bir şey :) islam’da kölelik savaş esiridir. İstediği zaman bedelini ödeyip serbest kalır. Sahibi buna hayır diyemez. 
 

ayrıca islam’da eşine, çocuğuna nasıl davranıyorsan, onlara ne veriyorsan ne yediriyorsan, köleye de aynını yapmak zorundasın. Çok kesin kuralları vardır. 
 

ayrıca köleyi serbest bırakanlar için ahirette müjdeleyici ayetler vardır. Yani serbest bırakılması için teşvik vardır. Afrika’daki eziyetle alakası yok. 
 

Ayrıca kendinize köle yapın denmez. Köle yapmak için uğraşmayız. Yok edilmesi için uğraş vardır. Afrika da öyle mi

Yorum bağlantısı
İlkay Başaran
Tansu Kalafatoğlu yazdı:


yok öyle bir şey :) islam’da kölelik savaş esiridir. İstediği zaman bedelini ödeyip serbest kalır. Sahibi buna hayır diyemez. 
 

ayrıca islam’da eşine, çocuğuna nasıl davranıyorsan, onlara ne veriyorsan ne yediriyorsan, köleye de aynını yapmak zorundasın. Çok kesin kuralları vardır. 
 

ayrıca köleyi serbest bırakanlar için ahirette müjdeleyici ayetler vardır. Yani serbest bırakılması için teşvik vardır. Afrika’daki eziyetle alakası yok. 
 

Ayrıca kendinize köle yapın denmez. Köle yapmak için uğraşmayız. Yok edilmesi için uğraş vardır. Afrika da öyle mi

:) neyse tamam. Kadınla erkeği bile bir tutmayan bir inanıştan bahsediyoruz. Nasıl döveceğimizin de anlatımı vardı sanırım. Hafifçe mi vuruyorduk.

Hep orada onu demek istemiyor aslında derler hep. Yine öyle olacak.

Yorum bağlantısı
Mehmet Göktürk

Kölelik araplarda var islamda yok. varsa da işte kültürden alıntılar yumuşatarak. islam solcudur devrimcidir. 

Arap adetlerini çıkarın küme dışına, geri kalanlara bakın sadece din olarak bakılacaksa herhangi bi şeye. 

 

Araplarda kölelik nasıl incelemek isteyen dubai ziyareti yapabilir. 

Yorum bağlantısı
İlkay Başaran
Mehmet Göktürk yazdı:

Kölelik araplarda var islamda yok. varsa da işte kültürden alıntılar yumuşatarak. islam solcudur devrimcidir. 

Arap adetlerini çıkarın küme dışına, geri kalanlara bakın sadece din olarak bakılacaksa herhangi bi şeye. 

 

Araplarda kölelik nasıl incelemek isteyen dubai ziyareti yapabilir. 

Değişik bakış açısı hiç böyle düşünmemiştim. İslamın yanacak dedikleri adamlar aslında Hz Muhammed hariç tümüne inanıyorlar. Ahiret, peygamberler, Allah. Şimdi burada sorun olan kısım. Hz Muhammede inanmayan başka neye inanırsa inansın sonu cehennemdir mi demeli yani. Evet devrimci gerçekten. Muhalefet olarak yazmadım düşünüyorum sadece.

Mehmet Göktürk yazdı:

Kölelik araplarda var islamda yok. varsa da işte kültürden alıntılar yumuşatarak. islam solcudur devrimcidir. 

Arap adetlerini çıkarın küme dışına, geri kalanlara bakın sadece din olarak bakılacaksa herhangi bi şeye. 

 

Araplarda kölelik nasıl incelemek isteyen dubai ziyareti yapabilir. 

İslamda yoksa Kuranda neden var hocam?

Yorum bağlantısı
Mehmet Göktürk
İlkay Başaran yazdı:

Değişik bakış açısı hiç böyle düşünmemiştim. İslamın yanacak dedikleri adamlar aslında Hz Muhammed hariç tümüne inanıyorlar. Ahiret, peygamberler, Allah. Şimdi burada sorun olan kısım. Hz Muhammede inanmayan başka neye inanırsa inansın sonu cehennemdir mi demeli yani. Evet devrimci gerçekten. Muhalefet olarak yazmadım düşünüyorum sadece.

İslamda yoksa Kuranda neden var hocam?

Buralar tehlikeli sular.  "Bence" kısaca islam diye toplumda bilinen şeylerin %50 si arap geri kalanı yahudi adetleri. İçindeki asıl orjinal fikirler çoğu kişinin umurunda değil. Yaşamsal adetleri yapmak topluma daha kolay geliyor ve bazı sorulara kısa cevap getirmiş oluyor.  Iman konusunu bu nedenle büyük adamlar bi tarafından girer diğer tarafına gelinceye kadar 12 cilt yazı olur. Dönüp dolaşıp 32 farzda vatandaş daha rahat eder. 

Yorum bağlantısı
Mehmet Göktürk
İlkay Başaran yazdı:

 

İslamda yoksa Kuranda neden var hocam?

İçerikler burda:  https://www.kuranvemeali.com/kolelik-ile-ilgili-ayetler

 

Buraya bakınca köleliğin arap adeti olduğunu  Kuran oluşurken yaşamsal verilere değindiği ve genellikle "solcu söylem " üzerinden gittiği görülür. istersen bi bak. 

  • Beğen 2
Yorum bağlantısı
Tansu Kalafatoğlu
İlkay Başaran yazdı:

:) neyse tamam. Kadınla erkeği bile bir tutmayan bir inanıştan bahsediyoruz. Nasıl döveceğimizin de anlatımı vardı sanırım. Hafifçe mi vuruyorduk.

Hep orada onu demek istemiyor aslında derler hep. Yine öyle olacak.


Bir değil zaten. Bir olsa ikisi de aynı cins olurdu :) 

Yorum bağlantısı
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...