Ertan Çabuk 25 Temmuz 2012 Paylaş 25 Temmuz 2012 Anlatıyom, bilenler dinlemesin: Okumasın değil mi sayın hocam doğrusu. Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 25 Temmuz 2012 Paylaş 25 Temmuz 2012 Adamın biri maça gitmiş. Aldığı bilet tribünün en uzak köşesindeymiş. Yerine oturmuş birinci devreyi güç bela seyretmiş. O arada ön tarafta tam ortada bir koltuğun boş olduğunu fark etmiş. Devre arasında sıralar arasından geçip o boş yere ulaşmış. Yan koltuktaki adama sormuş: - Burası boş mu? - Boş, demiş adam... ... - Nasıl oluyor bu tıklım tıklım dolu stadda boş yer kalmış... - Orası benim eşimin, demiş adam, aylar önce bu maç için almıştık. Ama eşim vefat etti... - Çok üzüldüm, demiş bizimki, ama dost ve akrabalarınızdan birine neden vermediniz bileti?- Onların hepsi şu anda cenazede 4 Yorum bağlantısı
Mahmut Yıldız 26 Temmuz 2012 Paylaş 26 Temmuz 2012 Anlatıyom, bilenler dinlemesin: 85 yaşında bir adam doğum odasının kapısında beklemektedir. Doğum odasından çıkan hekim şöyle bir bakındıktan sonra yaşlı adama sorar: -"İçeride doğum yapan kadın yakınınız mı?" -"Evet, eşim." -"Ama bayan 25 yaşlarında..." -"Tamam işte, eşim o. Niye şaşırdınız, baba olamaz mıyım yani?" -"Yoo, aklıma dedem geldi de." -"Nesi varmış dedenizin?" -"Kendisi av meraklısı idi. Sürekli ava çıkardı. Ancak yaşlanınca zorlanmaya başladı. Bir gün ava çıkacakken onu uyardık ama kendisi ısrar etti ve hazırlandı. E tabi yaşlılık, çıkarken tüfek yerine yanında duran bastonu aldı eline. Ben de kendisiyle gittim. Ormanda epey yol yürüdükten sonra bir geyik gördük. Dedim ya, dedem yaşlı; bastonu omzuna koydu, doğrulttu ve geyiğe bastonla ateş etti. Geyik o anda vurulup yere düştü..." Yaşlı adam fırlamış: -"Olur mu öyle be, başkası vurmuştur onu." Doktor: -"Ben de onu demeye çalışıyorum işte..." Hocam biliyosak anlatma demiştim, Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 26 Temmuz 2012 Paylaş 26 Temmuz 2012 İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek birbirlerine zekâ gösterisi yaparlardı. Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynisi üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti. Heykeller hazırland...ı ve doğum gününde komsu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu. Söyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: .. “-Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynisi gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver.” Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler. Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akilli ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı. Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi. Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı. İkinci heykele de ayni işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı. Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu. Hükümdar heykelleri gönderen komsu hükümdara cevabi yazdı: “Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir. Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir. En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır. Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim.”… 2 Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 26 Temmuz 2012 Paylaş 26 Temmuz 2012 "Her işte bir hayır vardır ! " Bir zamanlar Afrika’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi: "Bunda da bir hayır var!" Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıkt...ılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi: "Bunda da bir hayır var!" Kral acı ve öfkeyle bağırdı: "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?" Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler. Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı. "Haklıymışsın!" dedi. "Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi" "Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı. "Bunda da bir hayır var" "Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral. "Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir" "Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?" Ve sonrasını düşünsene? 2 Yorum bağlantısı
Mahmut Yıldız 26 Temmuz 2012 Paylaş 26 Temmuz 2012 Ben de "bilenler dinlemesin" demiştim. Öğretmen sözü dinlemezsen böyle olursun işte. Hatta beter ol. Önce öğretmen söz dinleyecek hocam. Örnek almak konusu. Yorum bağlantısı
Mahmut Yıldız 26 Temmuz 2012 Paylaş 26 Temmuz 2012 Otur yerine Mahmut... Sıfır veriyorum, yarın da velinle beraber geliyorsun. 147 diyorum Yorum bağlantısı
Mahmut Yıldız 26 Temmuz 2012 Paylaş 26 Temmuz 2012 İki de kahve söyle; velinle içeriz... Benimki sade olacak. Velim oruç tutuyor. Yorum bağlantısı
Ersen Tapan 26 Temmuz 2012 Paylaş 26 Temmuz 2012 "İftardan sonra" kavramını illa benim hatırlatmam gerekecek değil mi?... Aah ah, nerden o eski öğrenciler? Nerede abi? Yorum bağlantısı
Mahmut Yıldız 26 Temmuz 2012 Paylaş 26 Temmuz 2012 "İftardan sonra" kavramını illa benim hatırlatmam gerekecek değil mi?... Aah ah, nerden o eski öğrenciler? gündüz yatamıyorsunuz zaten, bari akşam yatın diye şeyettim hocam. Yorum bağlantısı
Ersen Tapan 26 Temmuz 2012 Paylaş 26 Temmuz 2012 Ben de onu sordum işte, bi bulsam öpecem alınlarından. Adresi atıyorum özelden Yorum bağlantısı
Şehit Mustafa Yaman 26 Temmuz 2012 Paylaş 26 Temmuz 2012 Aah ah, nerden o eski öğrenciler? Ankara'dan. Yorum bağlantısı
Hasan Tahsin Şipit 26 Temmuz 2012 Paylaş 26 Temmuz 2012 İki Alman Karl ve Hans, Türk'lerin neden bu kadar rakıya düşkün olduklarını ve içerken ne hissettiklerini merak etmektedirler. Konuyu araştırmak için İstanbul'a gelirler. Bir meyhane seçerek içeri girerler. Acemice etrafa bakındıktan sonra bir masaya oturarak yan masadakilerin söylediklerinin aynısını sipariş edip başlarlar mezeler eşliğinde içmeye. İlk kadehler bittikten sonra Hans Karl'a sorar; -Ne hissediyorsun?... -Daha bir şey anlamadım. Devam edelim. İkinci kadehten sonra Karl Hans'a; -Nasıl gidiyor. Değişiklik var mı? -Hiç bir şey yok. Devam edelim. Mezeler eşliğinde bir iki kadeh daha içildikten sonra Hans tekrar sorar; -Ne hissediyorsun? Karl ağırlaşan göz kapaklarını ağır ağır açarak; -Sittir et şimdi ne hissettiğimi Hans ne olacak bu Almanya'nın hali.... Temel bir gün kahveye gider ve sorar: -Soğuk çay var mı? kahveci cevap verir. -Yok der ve Temel kahveden gider Temel ikinci gün kahveye tekrar gider ve sorar: -Soğuk çay var mı? kahveci yine aynı cevabı cevap verir. Temel yine birşey demeden gider Temel kahveden ayrıldıktan sonra kahveci şöyle düşünür. Bu Temel yarın yine gelip soğuk çay soracak en iyisi ben gideyim biraz buzdolabına çay koyayım der, ve çayı dolaba koyar. Temel ertesi gün kahveye geldiğinde sorar. -Kahveci soğuk çayın var mı? Kahveci -Evet var. Temel: -Ee, ısıt da içelim o zaman.. Yorum bağlantısı
Hasan Tahsin Şipit 26 Temmuz 2012 Paylaş 26 Temmuz 2012 (düzenlendi) Temel havacı olarak gider ve birgece ruyasinda annesini gorur.Annesi derki "oğlum yarın sakın parasütle atlama. Senin parasüt acilmayacak." Sabah olur uçaga binerler atlama sırası Temel e gelir. Komutan sorar "neden atlamıyorsun asker?" diye. Temel komutana ruyasini anlatır. Komutan "o zaman gel parasutleri degistirelim" der Değistirirler ve Temel atlar acar parasutunu yavas yavas asagi süzülür bu esnada komutan atlar ve parasütü acilmaz tam Temel' in yanindan aşagi düşerken Temel sorar "komutanim nereye?" komutan der "ananın yanına....." (Aslında yanına değil de uzatmaları oynadığım için öyle yazdım. ) 26 Temmuz 2012 tarihinde Hasan Tahsin Şipit tarafından düzenlendi Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 28 Temmuz 2012 Paylaş 28 Temmuz 2012 ANGUT Herkesin haksız bir şekilde kullandığı bir ifadedir 'Angut'. Biri laftan anlamayınca, boş boş bakınca ya da aptallık edince hemen 'Angut musun?' der günümüzün insanı. Angut'un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir sürü insan var ülkemizde... Özelliği nedir bilir misiniz? Angut kuşunun eşi öldüğü zaman yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da ölene kadar onun başucunda bekler. ... İşte bu canlının yaptığı en büyük 'Angut'luk budur. Ayrıca bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen bir şey değildir. Dişi olsun erkek olsun bütün Angut kuşlarının Çok ürkek bir hayvan olmasına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen Angut kuşuna elinizi uzatsanız dahi oradan kaçmaz. Hani derler ya 'Angut gibi bakmasana' diye... Keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine. Bundan sonra bazılarına 'Angut' demeden önce bir kere daha düşünün. Bir "Angut" bile olamayan o kadar çok insan var ki artık günümüzde... 4 Yorum bağlantısı
Mahmut Yıldız 28 Temmuz 2012 Paylaş 28 Temmuz 2012 Keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine. Bundan sonra bazılarına 'Angut' demeden önce bir kere daha düşünün. Bir "Angut" bile olamayan o kadar çok insan var ki artık günümüzde... Çok güzel. Biliyordum ama paylaşman daha güzel olmuş abi. Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 28 Temmuz 2012 Paylaş 28 Temmuz 2012 Çok güzel. Biliyordum ama paylaşman daha güzel olmuş abi. Sağol, teşekkür ederim. Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 30 Temmuz 2012 Paylaş 30 Temmuz 2012 Emin olun ki okumayan çok şey kaybeder ! YORUM SİZİN Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: 'Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?'diye. 'Bakın göstereyim' demiş ermiş. ... Önce sevgiyi dilden gönlüne indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş 'Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz' diye bir de şart koymuş. 'Peki' demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine ' Şimdi…' demiş ermiş. 'Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. ' Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. 'Buyurun' deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. 'İşte' demiş ermiş. 'Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz. Şunu da unutmayın: Hayat pazarında Alan değil, Veren kazançlıdır her zaman 3 Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 31 Temmuz 2012 Paylaş 31 Temmuz 2012 Ne yapıyorsunuz? "Hitler cevaplar" : - 3. Dünya savaşını planlıyoruz." Adam sorar. - "Gerçekten mi? Neler olacak?" ... Hitler: - "Bu sefer 14 milyon Yahudi yi ve bir bisiklet tamircisini öldüreceğiz" der. Adam sorar: - "Bir bisiklet tamircisi mi???!" Hitler Stalin'e döner ve der ki: - "Gördün mü, sana kimsenin 14 milyon Yahudi yi takmayacağını söylemiştim!" 4 Yorum bağlantısı
Recommended Posts