Fahrettin Karakoç 2 Ağustos 2012 Paylaş 2 Ağustos 2012 BİR NİNENİN ÖLMÜŞ EŞİNE MEKTUBU Son GÜNLERDE; bir surat bir surat ki GELİNDE, çayımı bile yarım dolduruyor BEY. Allah'tan KULAKLARIM ağır işitiyor da, duymuyorum ne söylediğini…! Ama yinede HİSSEDİYORUM.....! Beni, bu evde galiba istemiyor artık. Hey gidi günler heeey…! OĞLUNU bilirsin, vur kafasına al lokmayı. İki ara bir derede ne yapsın…? ANA bu, atsa atılmaz; satsa satılmaz.Bana artık gizli gizli sarılıyor bey...! Dün akşam, UYURKEN öptü beni biliyor musun? Nasıl ağırıma gitti nasıl…! Artık AKİDE ŞEKERİDE getirmiyor. Hani dişlerim yok ya, güya yerken garip sesler çıkarıyormuşum da; çocuklar İĞRENİYORMUŞ benden. Yok; vallahi yalan bey, hiç yapar mıyım ben öyle şey..? GELİN; çocuklara masal anlatmamı da yasakladı. Üstelik seninle konuşuyormuşum diye, duvardaki resmini bir yere sakladı. Olsun, koynumdaki resminden haberi bile yok..! Yine de BEDDUA edemem bey, oğlumun karısı; torunlarımın anası o…! Geçenlerde üst KOMŞULAR geldi. Ne konuştuklarını duymayayım diye, kapıyı üstüme kilitledi. Duymadım, duyamadım; lakin hissettim. DÜŞKÜNLER EVİNE yatıracaklarmış önümüzdeki ay beni. Ne yalan söyleyeyim epey ağırıma gitti, epey…! Ha, SEN ne diyorsun bey..? Hani bir görünsen OĞLUNA…! Ne de olsa babasısın, seni dinler. Bu odada oturur, vallahi hiç dışarı çıkmam. Akide şekeri de istemem. MASALDA anlatmam artık çocuklara. Ne olur, AYIRMASINLAR beni bu evden. Yaşayamam, nefes bile alamam. Sana ait anılardan uzak ne yaparım ben, ne yaparım..? Şu camın PERVAZINDA hayalin durur, çekmecelerde el izin. BASTONUN hala duvarda asılı. İstemiyorlar beni artık, istemiyorlar hasılı...! HEY GİDİ GÜNLER HEY..! Hani DİYORUM, bir çağırsan..! Yoksa, yoksa sendemi UNUTTUN beni bey…? 7 Yorum bağlantısı
Mahmut Yıldız 2 Ağustos 2012 Paylaş 2 Ağustos 2012 Ne yaptın Fahrettin Abi, duygulandırdın hem de çok duygulandırdın 1 Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 2 Ağustos 2012 Paylaş 2 Ağustos 2012 Ne yaptın Fahrettin Abi, duygulandırdın hem de çok duygulandırdın Mahmut Bey gerçekten duygulanmamak elde değil. Ama böyle çok gerçekler var. Yorum bağlantısı
Servet Aydın 2 Ağustos 2012 Paylaş 2 Ağustos 2012 Önümdeki elektronik ile 4 gündür cebelleşiyorum. Az evvel beni gören eleman sinirden gözlerim doldu sandı. Güleyim mi ağlıyayım mı bilemedim. Yorum bağlantısı
Misafir 2 Ağustos 2012 Paylaş 2 Ağustos 2012 Hep sonunda yanlış anlaşılma bekliyordum ama umduğum gibi çıkmadı. Çok üzücü. Yorum bağlantısı
Servet Aydın 2 Ağustos 2012 Paylaş 2 Ağustos 2012 Hep sonunda yanlış anlaşılma bekliyordum ama umduğum gibi çıkmadı. Çok üzücü. Ama gerçek.. Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 7 Ağustos 2012 Paylaş 7 Ağustos 2012 Çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışa koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç bir oğlu varmış. Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası. Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan yedi sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta ... hayalindeki iki yüz dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, iki yüz dönümlük arazinin üzerine oturacak bin metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi. Ertesi gün hocasına sunduğu yedi sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir “0″ ve “Dersten sonra beni gör” uyarısı vardı. “Neden “0″ aldım?” diye merakla sordu hocasına, çocuk.. “Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal” dedi, hocası.. “Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız” ve ekledi: “Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm.” çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı. “Oğlum” dedi babası “Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatin için oldukça önemli bir seçim!.” Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına.. “Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin” dedi..”Ben de hayallerimi..”….. O, orta 2 öğrencisi, bugün iki yüz dönümlük arazi üzerindeki bin metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı. Aynı öğretmen, geçen yaz otuz öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi. Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine “Bak” dedi, “Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım. O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. Allah’ tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın.” 2 Yorum bağlantısı
Gündüz Can Yılmaz 7 Ağustos 2012 Paylaş 7 Ağustos 2012 Hocam son zamanlarda fıkra okuyayım diye giriyorum, gözlerim nemlendirip çıkıyorum. Bize gülmeyi çok görmeyin Yorum bağlantısı
Önder Özcan 7 Ağustos 2012 Paylaş 7 Ağustos 2012 (düzenlendi) ingilizce öğretmenlerinin hiç böyle dokunaklı hikayeleri yok,bir duygusuz oluyorlar sanırımsa 7 Ağustos 2012 tarihinde Önder Özcan tarafından düzenlendi Yorum bağlantısı
Akan Belen 7 Ağustos 2012 Paylaş 7 Ağustos 2012 Vay arkadaş keyiflenelim diye girdim.Dağıldım çıkıyorum Yorum bağlantısı
Sercan Eskin 7 Ağustos 2012 Paylaş 7 Ağustos 2012 Neden bilmiyorum ama ilkokul 3. sınıftki öğretmenimi özledim.. Yorum bağlantısı
Sercan Eskin 7 Ağustos 2012 Paylaş 7 Ağustos 2012 Yok hocam erkekti..Babam gibi kokmuyordu ama babam gibi vuruyordu 4 Yorum bağlantısı
Sercan Eskin 7 Ağustos 2012 Paylaş 7 Ağustos 2012 Eeaahhoohhaaahiii... N'ettin len? Bizim zamanımızda böyleydi hocam.. Eti sizin kemiği benim derlerdi Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 7 Ağustos 2012 Paylaş 7 Ağustos 2012 Bahri öğretmenin, öğretmenliğe başladığının ilk yıllarıydı. Anadolunun küçük bir köyünde ilkokul öğrencilerine hayatın ne olduğunu anlattığını zannediyordu. Mesleğe ilk atılmış olmanın şevki ve heyecanı içerisinde minik yavruların herşeyi ile ilgilendiğini ve kendisinin başarılı olduğunu düşünüyordu. Belki de tecrübesizliğinin verdiği cesaretle ben bilirim havasıyla, öğrencilerin her derdine ve durumuna hakim olduğunu düşünüyordu. Bu düşünceyle kibirlenip gururlanıyordu. ... Bir sabah, arka sıralarda oturan kız öğrencilerinden Ayşe’nin gelmediğini farketti. Halbuki, o güne kadar pek devamsızlık yapmadığını gözlemlediği öğrencisi acaba niye okula gelmemişti. Zaman ilerledikçe öğretmenin içinde bir sızı oluştu ve giderek alevlenmeye başladı. Daha fazla dayanamayarak sınıftaki öğrencilere Ayşe’nin niye gelmediğini sordu. Aldığı bilmiyoruz cevabı merakını daha da arttırdı. Sınıfta; Ayşenin evini bilen var mı diye sordu. Köyde oturan bütün öğrenciler birbirlerinin evlerini biliyorlardı. Öğretmen birkaç öğrenciyi de yanına alarak okula gelmeyen Ayşe’nin evine gittiler. Ev demeye bin şahit isteyecek barakada kimsecikler yoktu. Viraneye dönmüş evin naylondan el yordamı ile tutuşturulmuş sözde kapısını araladıklarında gördükleri karşısında çok üzüldüler. Anadolunun mahrumiyet köyünde mahrum bir ev. Öğretmen, olayları yavaş yavaş anlamaya başlamıştı. Yanındaki öğrencilerden biri; - Öğretmenim! Ben Ayşe’nin nerede olduğunu biliyorum, dedi. Çocuklar önde öğretmen arkada yürüdüler. Geldikleri yer köyün alt girişinde bulunan mezarlıktı. Köy kadar perişsan, adı gibi garip, taşlar gibi soğuk.. Ortasında bir sıcaklık vardı ki tunçtan yürekleri eritecek derecede. Öğrenci Ayşe bir mezarın taşına sarılmış hıçkırarak ağlıyor. O meleksi dudaklarından: - Anam! Anam! Canım anam! Kurban olduğum anam. Ne olursun, yaşasaydın da saçlarımı yıkayıp beni temizleyeydin. O zaman öğretmenim bana Bitli Ayşe diye kızmadı. Anam! Anam.. 4 Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 8 Ağustos 2012 Paylaş 8 Ağustos 2012 Aslanla boğa oturmuş içki içiyorlarmış. Sohbetin en güzel anında aslan saatine bakmış: "Ooo, saat 11 olmuş, ben gideyim hanım evde bekliyordur" demiş. Bunun üzerine boğa: "Yuh kılıbığa bak!" demiş. "Bir de ormanlar kralıyım diye geçiniyor." Aslan acı acı gülümseyerek: "Beni evde dişi bir aslan bekliyor, seninki gibi bir inek değil." Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 8 Ağustos 2012 Paylaş 8 Ağustos 2012 Mühendisler Biri makina, biri elektrik, biri de bilgisayar mühendisi üç arkadaş arabayla seyahate çıkmışlar. Bir süre sonra araba arıza yapmış, kenara çekmişler. Makina mühendisi: - "Durun ben bir bakayım..." demiş ve kaputu açmış. Motoru, vites kutusunu, yürür aksamları kontrol edip birşeyler yapmış, arabaya binmiş. Marşa basmış, araba çalışmamış. Elektrik mühendisi: - "Bir de ben bakayım…" demiş ve kaputu açmış. Aküye bakmış, bujileri, kabloları kontrol edip arabaya binmiş. Marşa basmış, araba çalışmamış. İkisi de durup sessiz sessiz oturan bilgisayar mühendisine dönüp bakmışlar; Bilgisayar mühendisi: - "Eee şey… İnip tekrar binsek…" 2 Yorum bağlantısı
Fatih Uzun 8 Ağustos 2012 Paylaş 8 Ağustos 2012 Bu olay gerçekmiş,Artvin li bir arkadaşım var, dedesi askerde iken süvari birliğinde atlara bakması için görevlendirilen ermiş,aradan bir hafta geçmiş bu hergün dayak yiyiyor,enson arkadaşları sormuşlar ne oldu diye o da demiş komutan bana bir kaşağı verdi atları tımar et diye,ee demiş arkadaşları e demiş ben de timar etmedum demiş,niye demişler o da ne bileyum ben neresi kaşiniyor atin demiş. 3 Yorum bağlantısı
Recommended Posts