Fahrettin Karakoç 17 Eylül 2012 Paylaş 17 Eylül 2012 LÜGAT PARÇALAYINCA Bir gün medresede öğrenciler daire biçiminde oturmuşlar edebiyat dersi alıyorlarmış. Hava da soğuk olduğu için ortaya bir mangal koyarak ısınıyorlarmış. Hoca "Güzel Konuşma" dersi verirken, bir ara durmuş ve: "Çocuklar her zaman konuşmalarınıza çok dikkat etmelisiniz. Siz ilim, irfân öğreniyorsunuz, dirsek çürütüyorsunuz. Dolayısıyla köylü Mehmet Ağa gibi konuşamazsınız. Lügat parçalayarak, edebî bir dille konuşmalısınız" demiş ve bir örnek de vermiş: "Halk bir bardak su içse, ben bir bardak su içtim der. Siz öyle demeyip şöyle diyeceksiniz: "Bir kadeh-i lebriz âb-ı hoşgûvâr nuş ile dil-figârı ferah-ı bî-şumâr eyledim." Yani bir bardak suyu içmekle yanan gönül ateşimi söndürdüm ve bahtiyar oldum, demektir. Talebeler: "Peki hocam siz nasıl derseniz biz öyle konuşuruz" demişler. Ders devam ederken tam bu esnada mangaldan bir kıvılcım sıçramış ve hocanın kavuğunun üstüne düşüp yanmaya başlamış, ama hoca tepesinde kavuğunun tutuş... tuğunu görmüyormuş. Hemen öğrencilerden biri söz isteyip konuşmaya başlamış: "Ey hâce-i bî-misal ve üstâd-ı zî-kemâl, bi-hikmeti Müteâl, nâr-ı mangaldan sıçrayan bir şerâre-i cevval, pertap ile ser-i âlinizdeki kavuğu iş'âl eylemiştir." (Ey benim emsalsiz hocam ve kemâl sahibi üstadım! Yüce bir hikmetle mangal ateşinden bir kıvılcım sıçradı. Yüce başınızdaki kavuğu tutuşturdu. Kavuğunuz yanıyor haberiniz olsun.) demiş. Fakat bu edebî sözler söyleninceye kadar hocanın kavuğu yanmış, saç ve sakalı da tutuşmuş. Hoca bir taraftan can havliyle havaya sıçrarken, bir yandan da: "Be aptal oğlum! Niye lafı uzatıyorsun? Hocam kavuğun yanıyor desene" diye talebeyi azarlayınca, bunun üzerine talebeler hep bir ağızdan: "Eee Hocam sen demedin mi bize, lügat parçalayarak konuşacaksınız diye, arkadaşımız da sizin isteğinize göre hareket etti" demişler 3 Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 7 Ekim 2012 Paylaş 7 Ekim 2012 Padisahin biri, -'Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altin verecegim!' demis. Yalancilar, hemen saraya kosusturup baslamislar yalana; ... 1.''Bir kus, aslani kapip yuvasina götürdü.'' Padisah,''Bunun neresi yalan?.. Kus kartaldir, arslan da kuzu kadar minik bir yavru.Kapti mi götürür tabii!..'' 2.''Komsu ülkede bir esegi kral yaptilar!..'' Padisah,''Ülkenin krali, pencereden bakinirken tacini düsürmüs. Taç da pencerenin altindaki esegin basina geçmis. Taç kimin kafasindaysa, kral odur tabii!..'' 3.''Padisahim, ben gökyüzüne bir ok attim. Alti ay sonra geri döndü!'' Padisah,''Senin ok bir agacin üstüne düsmüstür. Agaç, sonbaharda yapraklarini dökünce, takilacak yer bulamayip yere inmistir.'' Böylece padisah, her yalana gerçek bir bahane bulmus ve kimse padisaha bu yalandir dedirtememis. Ama bir gün bir Kayserili gelmis; "Padisahim, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altin almistin. Simdi geri almaya geldim. Yalandir dersen ödülümü ver. yalan degil dersen borcunu öde!!! 4 Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 9 Ekim 2012 Paylaş 9 Ekim 2012 Askerliğini denizaltı personeli olarak yapan Temel kahvede denizaltını anlatıyormuş. -Kocaman her tarafı kapalı demirden bir gemi. İşte biz o geminin içine giriyorduk,denizin 100-200 metre altına girip 1 hafta 10 gün hiç çıkmadan gidiyorduk . Herkesin ağzı açık Temeli dinlediğini gören Dursun birazda kıskanarak; ... - Ula Temel demirden gemi denizin altına girerde nasıl su almaz Temel,evelemiş gevelemiş bir türlü izah edememiş, sonra Dursuna dönerek; - Ula dursun sen denize giriyor musun? - Giriyorum. - Peki denize dalmıyor musun? - Dalıyorum. - Denizin dibine dalınca kıçına su kaçıyo mu? - Yooo. - İşte sistem aynu sistem... ) 1 Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç 10 Ekim 2012 Paylaş 10 Ekim 2012 Padişah ile vezir tartışmaya başlamış. Padişah vezire, "En büyük ve en güçlü olan benim. Sen benim emrimdesin!" demiş. Vezir, "Hayır ben büyüğüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun" diye itiraz etmiş. Tartışma uzay ınca Padişahla vezir, bir çobanın yanına gitmişler ve konuya hemen girmemek için çobana sormuşlar: -"Senin koyunun mu büyük, ineğin mi?" Çoban şaşırmış şaşırmasına da, soranlar da Padişahla vezir. -"İneğim" demiş. ... -"Keçin mi büyük, öküzün mü?" Çoban "Öküzüm tabii" deyince, asıl soruyu yöneltmişler çobana: -"Söyle bakalım, Padişahın mı büyük, vezirin mi?" Çoban hiç düşünmeden yanıt vermiş: "Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum!" ) 1 Yorum bağlantısı
Tahir İlter 5 Kasım 2012 Paylaş 5 Kasım 2012 Hasta reçetesiyle eczaneye gitmiş.Eczacı reçetede bazı eksiklikler olduğunu farkederek:"Reçeteyi doktorunuza götürün tanı ve doz yazsın yoksa ilacınızı alamazsınız."demiş.Hasta koşarak doktorunun yanına gelmiş ve nefes nefese :"Doktor Bey tanıdık bir dost yazmazsan vermiyorlar ilaçlarımı!" Sanki senin başına gelmiş gibi abi Yorum bağlantısı
Mahmut Yıldız 5 Kasım 2012 Paylaş 5 Kasım 2012 Hasta reçetesiyle eczaneye gitmiş.Eczacı reçetede bazı eksiklikler olduğunu farkederek:"Reçeteyi doktorunuza götürün tanı ve doz yazsın yoksa ilacınızı alamazsınız."demiş.Hasta koşarak doktorunun yanına gelmiş ve nefes nefese :"Doktor Bey tanıdık bir dost yazmazsan vermiyorlar ilaçlarımı!" Sizde de mi işler böyle yürüyor? Yorum bağlantısı
Mahmut Yıldız 5 Kasım 2012 Paylaş 5 Kasım 2012 bizde daha ne işler dönüyo bu arkadaşın vaka sı anlatsana içine battığın çamuru, anlat hadi, bilelim biz de. yoksa uğur dündara söylerim, hamam böceklerinden başlar bir şeyler bulmaya. Yorum bağlantısı
Tahir İlter 5 Kasım 2012 Paylaş 5 Kasım 2012 anlatsana içine battığın çamuru, anlat hadi, bilelim biz de. yoksa uğur dündara söylerim, hamam böceklerinden başlar bir şeyler bulmaya. Bir tane muzun içinde geliyor onlar Yorum bağlantısı
Mahmut Yıldız 5 Kasım 2012 Paylaş 5 Kasım 2012 Bir tane muzun içinde geliyor onlar ben de öyle tahmin etmiştim, seni tohdur yamağı seni Yorum bağlantısı
Tahir İlter 5 Kasım 2012 Paylaş 5 Kasım 2012 ben de öyle tahmin etmiştim, seni tohdur yamağı seni Tohtur candır hele Faruk abi ise bu can 1 Yorum bağlantısı
Recommended Posts