İçeriğe Yönlendir

Fıkralar


Cihaner Öztürk

Recommended Posts

Fahrettin Karakoç

Baş Ağrısı

Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır. İlaç alır geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder. Doktor çağrılır.Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir, gider. Lakin Osman Efendi’nin baş ağrısı artarak sürer. Üstüne üstlük baş ağrısı yanısıra gözleri de yaşarmaya başlar. Başka doktorlar çağrılır…

Osman Efendi Uşak’ın ileri gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaad eder. Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, baş ağrısından geceleri uyuyamayan Osman Efendi’yi İstanbul’a götürmeye karar verirler. İstanbul’da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler çekilir, testler yapılır… Görünüşe bakılırsa Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlaşan baş ağrısı ve göz yaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir. Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsvicre moda, Zürih’e gidilir. Haftalarca...

hastanede kalınır, onlarca profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır…

Ve Efendi’ye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman Efendi’ye ağrı kesici iğneler verilir, altmışlarını süren adamın ülkesine dönüp “dinlenmesi”, daha doğrusu son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir. Osman Efendi bitkin, aile perişan. “Kader” denilir, Uşak’a dönülür. Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.

Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendi’nin eski berberi “Berber Mehmet” cağrılır. Berber yataktan kalkamayan Osman Efendi’yi traş ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler. Berber Mehmet bir an düşünür. “Beyim” der, “Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın?” Bir bakar, “Hah işte” der “Kıl dönmüş.

“Osman Efendi’nin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker. Ev halkı Osman Efendi’nin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya koşar. Berber Mehmet, Osman Efendi’nin elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir. Osman Efendi’nin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Başağrısından ise eser kalmamıştır.Dönen kılın sinire yürüyüp gittikçe uzayarak dayanılmaz ızdıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir.

Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet’i çağırtır ve ona bir servet bağışlar.

  • Beğen 2
Yorum bağlantısı
Mahmut Yıldız

CEM BOYNER AŞAĞIDAKİ FIKRAYI TÜM ÇALIŞANLARINA GÖNDERMİŞ :)

Doğu illerindeki bir ağanın en büyük zevki, kar

üzerine çişiyle imzasını atmakmış.Bu nedenle kar yağmaya başladığı andan itibaren köyde hayvanlar dahil hiç kimse sokağa çıkamazmış.Kar biraz kalınlaşınca, ağa sırtına kürkünü giyer ve köy meydanına gelirmiş. Yanında da en yakın yardımcısı Haso.Ağa sırtını köye doğru döner sonra sorarmış:-'Ula Hasso, ahali bakiy mi?'Hasso cevap verirmiş:-'Evet ağam, hepisi de bir olmuş, pencerelerden bakir.'Ağa çisiyle karın üzerine imzasını atarmış 'Abdullah Cizrelioglu'.Sonrada bir nokta koyarmış ve sorarmış:>-'Hala bakirler mi?'-'He ağam, hem bakirler hem de çılgın gibim alkıslirler.'Her sene ayni tören sürermiş.>Aradan 7 yıl geçmiş.Ağa yine, kar tuttuktan sonra, çıkmış köy meydanına.Sormuş Hasso'ya:-'Ahali bakir mi?'-'He ağam, bakirler, köpekler, kediler bile camdadır.'Ağa 'Abdullah' diye adini , arkasından 'Cizrelioglu'diye soyadını yazmaya başlamış ki; kalakalmış, çünkü yaş gereği prostat. Halka rezil olmak var. Alçak sesle Hasso'ya sormuş:-'Bakirler mi?'-'He ağam, bakirler de, sen ne diye durdin öyle?'Ağa çaresiz:-'Ula gel yanıma, arkanı dön ahaliye, tamamla şunu.'diye emretmis.Hasso bir an durmuş, sonra çişini yapmaya hazırlanmış ve ağanınkulağına eğilip :-'Ağam' demiş, 'Kırk yıldır kafama vurdin, salak dedin,sırtıma vurdin aptal dedin.Ha bu kulun okumayi yazmayi sökemedi ki, ucuni tut da yazının devamınısen yaz.'BİRLİKTE ÇALIŞTIKLARINIZI EĞİTMEZSENIZ ....... TUTACAĞINIZ GÜN YAKINDIR.:))

  • Beğen 3
Yorum bağlantısı
Fatih Öztürk27

Buyrun Memur Bey

- Beyefendi a$iri hiz yaptiginiz icin sizi durdurmak zorundayim, ehliyetiniz lutfen?

- Ehliyetim yok, son yaptigim kazada ehliyetime el koydular memur bey

- Peki aracinizin ruhsatini gorebilir miyim?

- Araba benim diil memur bey caldim ben bu arabayi

- Anlamadim nasil yani, siz bu arabayi caldiniz oyle mi???

- Evet memur bey, aa durun bi dakka torpido gozunde ruhsat olucakti, silahimi oraya koyarken ruhsat gibi bisi gordum galiba….

Polis iyice sasirir:

- Torpido gozunde silah mi var?!?!?!!?!?!?

- Evet memur bey, bu arabanin sahibi kadini vurduktan sonra cesedi bagaja koydum silahi da torpido gozune koydum…

- BI DE BAGAJDA CESET MI VAR?!?!?!!?!?!?!?!?!?!

- Evet memur bey…….

Trafik polisi bunu duyar duymaz amirini arar, arabanin etrafi bir anda polislerle dolar ve adami sorguya alirlar…. Ekipler amiri adamin ehliyetini ister, adam ehliyetini cikarir ki ehliyet gecerli temiz hicbir anormallik yok.. bunun uzerine adamin ruhsatini ister, adam cikartir ruhsati da verir, ekipler amiri yine bakar ki araba adama ait.. derken adamdan torpido gozunu acmasini ister, adam acinca ortaya cikar ki orada da silah falan yok… ekipler amiri bir de bagaja bakmak ister adam bagaji acar orada da ne ceset

ne bisi yok.. bunun uzerine ekipler amiri “Cok garip” der…. “sizi durduran memurun anlattigina gore bu arabanin bi kadina ait oldugunu soylemissiniz, kadini öldürüp cesedi bagaja silahi da torpido gozune koymussunuz…”

Adam guler: Inanamiyorum…. o simdi benim icin “asiri hizli gidiyodu” da demistir….

  • Beğen 4
Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç

Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı.

Adam inatçı bakışlarla suskun, Nine'nin ağlamaktan iyice çukurlaşmış

gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını...Ve

Hakimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına

verdi, hakim...

"Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun...?"

Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp,

kısılmış sesiyle konuşmaya başladı...

"Bu herif yetti gari, 50 yıldır bezdirdi hayattan..."

Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda... Sessizlik bu tür

haberleri her Gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu,

kimbilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından...

Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti..Herkes onu

dinliyordu.. Yaşlı kadının gözleri doldu...Ve devam etti...

"Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim...

O bilmez...50 yıl önceydi.. O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından

kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm.. Yavrumuz olmadı,

onları yavrum bildim... Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman

adak adadım... Her gece güneş açmadan önce bir tas Suyla suluycam onu

diye... İyi gelirmiş dedilerdi... 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp

bir kere de bu çiçeği ben sulayım demedi... Taki geçen geceye kadar...

O gece takatim kesilmiş..uyuyakalmışım... Ben böyle bir adamla

50 yıl geçirdim... Hayatımı, umudumu herşeyimi verdim... Ondan hiçbir şey

göremedim.. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini

yapmasını bekledim.... Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."

Hakim, yaşlı adama dönerek ;

"Diyeceğin bir şey var mı baba" dedi.

Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın

utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi.

"Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçevan olarak yaptım, o bahçenin

görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim... Fadimemi de orada

tanıdım... Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden büketler verdim...

O çiçeklerle doludur bahçesi... Kokusuna taptığım perişan eder

yüreğimi...

İlk Evlendiğimiz günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime

götürdüm... Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç

sertleşir, kötüleşir dedi.. Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin

dedi... Hekimi pek dinlemedi, bizim hatun...lafım geçmedi... O günlerde

tesadüf bu çiçek kurudu... Ben ona gece sularsan geçer dedim.. Adak

dilettim... Her gece onu uyandırdım. Ve onu seyrettim... O sevdiğim

kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim... Her gece o çiçek

ben oldum... Sanki... Ona bu yüzden tapabilirdim..." dedi adam o yaştaki

bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle...

"Her gece O yattıktan sonra uyandım... Saksıdaki Suyu boşalttım... Sedef

gece sulanmayı sevmez, hakim bey.. Geçen gece de... Yaşlılık.. Ben de

uyanamadım.. Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı amma , kadınımın boynu

yine azabilirdi... Suçlandım.. Sesimi çıkartamadım..."

O an Mahkeme salonunda herşey sustu...

Ertesi sabah gazeteler "Sedef susuz kaldı" diye yine yalnızca neticeyi

haber yaptılar...

484615_265339306918748_684441885_n.jpg

  • Beğen 2
Yorum bağlantısı
Hikmet Demirtaş
(düzenlendi)

fark etmeden aynı fıkrayı (TEMEL FUTBOL)paylaşmışım yerine başka bir fıkra bulurum.... :nea::(:unsure2:

Şimdi 2 deli varmış 1.ci deli demiski bn su içmeye gidiyom 2.ci deli demişki bnim yerimede iç

1.ci deli gülerek gelmiş 2.ci deli sormuş

-ne oldu?

+Kendi yerime temiz su içtim senin yerine pis su içtim. ...

tarihinde Hikmet Demirtaş tarafından düzenlendi
  • Beğen 1
Yorum bağlantısı
Mahmut Yıldız

Hayat böyle demek ki Fahrettin abi. Biz neler yaşayacağız ama eninde sonunda "iyi bilirdik" deyip gömecekler, yaşananlar bize kalacak.

  • Beğen 1
Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç

Büyük İskender, büyük filozof Aristo’ya bir mektup yazıp sorar:

- Zaptettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için neler yapmalıyım?

1- Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim?

...

2- Ülkenin ileri gelenlerini hapse mi atayım?

3- Ülkenin ileri gelenlerini kılıçtan mı geçireyim?

Aristo’dan cevap gelir:

1- Sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar.

2- Hapishaneler militan yuvası olur, kontrolden çıkar.

3- Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar.

Aristo, çözüm olarak şu tavsiyede bulunur:

-

İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin. Birbirleriyle savaşınca,

hakem olarak kendini kabul ettireceksin. Ama anlaşmaya giden bütün

yolları tıkayacaksın!

  • Beğen 1
Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç

Küçük İstavrit

Küçük istavrit, yiyecek birşey sanıp hızla atıldı çapariye. Önce müthiş bir acı duydu dudağında, gümbür gümbür oldu yüreği. Sonra hızla çekildi yukarıya. Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü, neye benzerdi

acep gökyüzü.

Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu. "Dudağı yarıklar" denir, şanslıdır onlar, hani görüp de gökyüzünü, insanı, oltadan son anda kurtulanlar.

...

Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu; küçük istavrit anladı yolun sonu; koca denizlere sığmazdı yüreği, oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci.

İnsanlar gelip geçtiler önünden; bir kedi yalanarak baktı gözünün içine; yavaşça karardı dünya başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.

İşte tam o anda eğilip aldım onu; yürüdüm deniz kenarına; bir öpücük kondurdum başına. İki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle saldım denizin sularına. Bir an öylece bakakaldı; sonra sevinçle dibe daldı gitti, tüm kederimi söküp atarak teşekkürü de ihmal etmemişti; birkaç değerli pulunu elime, avuçlarıma bırakarak.

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme; sorar gibiydiler neden yaptın bunu niye? "Bir gün" dedim, "Bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son ana kadar hep bir umudum olsun diye"...

  • Beğen 2
Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç
(düzenlendi)

Hayat Kat Kattır.

Evvel zaman içinde Memleketin birinde 90 yaşlarında fakat çok dinç ve genç görünümlü bir adam yaşarmış? Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve sorarlarmış "bu gençliğin sırrı nedir" diye. İhtiyar delikanlı güler geçermiş her soruldukça bu soruya…Ama sorular sık, soranlar çoğalınca cevap vermek vacip olmuş sanki.Düşünmüş nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca herkese. Sonra karar vermiş tüm meraklıları yemeğe davet etmeye evine. "Bu davette size sırrımı açıklayacağım" demiş.

Herkes merakla davete gelmiş.Yemekler yenilmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş vakit iyice gecikmiş.Ama gençlik sırrı ile ilgili tek kelam edilmemiş.Herkes konu ne zaman açılacak diye merak ederken adamcağız huri gibi sevimli hanımına seslenmiş.

"Hatun , şu kilerden bir karpuz getirirmisin bize sana zahmet!.." Hanım hemen doğrulmuş kilere giderek kaş ile göz arasında gidip bir karpuz getirmiş. Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonra da : " Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka getirir misin bir zahmet" demiş. Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş.Adam onu da bir yoklamış yine beğenmemiş.

Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış başka bir tane getirir misin" demiş. Başka istemiş?. Bu böylece dört sefer daha tekrarlanmış .

Dedemiz beşincide karpuzu beğenmiş ve karpuz kesilmiş, misafirlere ikram edilmiş?. Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dedicik sormuş. "Eeeee?. Arkadaşlar işte benim gençliğimin sırrı b urada anladınız mı??" Herkes birbirinin yüzüne bakmış.Kimse bişey anlamamış.. " Aman dede demişler nerde? Anlamadık biz bu sırrı!"

Dedecik gülmüş.

"Efendiler" demiş. O gördüğünüz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanıma git de başka getir dedikçe o kilere gidip geliyor aynı karpuzu getiriyordu. Bir kere bile "aman be adam, delimisin nesin şu tek karpuzu ne taşıtttırıyorsun bana defalarca…" dem! edi.Beni sizin önünüzde mahcup duruma düşürmedi.İşte bütün bu gençliğimi hanımıma borçluyum."Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor duruma düşürmeyiz.Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayız.Hep birbirimize destek olur, dert ortağı olur, yardım ederiz.Birbirimizle ilgili olan problemleri yine birbirimize anlatırız.İyi kötü her olayı da birlikte paylaşırız." Demiş.

SENİN NE ANLATTIĞIN DEĞİL,

İNSANLARIN NE ANLADIĞI ÖNEMLİDİR.

SENİ ANLAYAN BİRİNE ANLAT.

ANLAŞILMIYORSAN SUS Kİ,

ANLATTIĞINI ANLATMAK ZORUNDA KALMAYASIN!! !!

Hayatınız seçtiğiniz kadındır…

Zevkli bir kadına rastlarsanız, ZEVKİNİZ,

bilgili bir kadına rastlarsanız BİLGİNİZ,

zeki bir kadına rastlarsanız ZEKANIZ gelişir.

Hayat kat kattır.

Babil'in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve

bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.

Ve bugün durduğunuz teras ,

seyrettiğiniz manzara,

gördüğünüz hayat

yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır.

Hayatınız seçtiğiniz kadındır.

tarihinde Ersen Tapan tarafından düzenlendi
  • Beğen 1
Yorum bağlantısı
Hasan Tahsin Şipit

Kapı vurulur ve bir erkek kapıyı açar.

Kadın:

'İyi günler az önce camınız kırıldı ve bunu yapan benim çocuğum, lütfen özrümü kabul edin ne kadar masrafı varsa ödemek istiyorum' der.

Adam:

'Hiç sorun değil çocuğunuz camı kırdı ve içeri giren top değerli bir vazoya çarptı ve o da kırıldı'.

Kadın

daha fazla üzülür ve içeri girdiğinde gerçekten bir vazoyu kırılmış görür.

'Çok üzgünüm bunun da masrafını ödemek istiyorum' der.

Adam:

'Hiç önemli değil, aslında çok büyük bir iyilik yaptınız bana'.

Kadın merakla:

'ama camınız ve değerli bir vazonuz kırıldı nasıl olur' der.

Adam:

'hanımefendi ben bir cinim ve 100 bin yıldır o vazoda hapis kalmıştım, çocuğunuz sayesinde özgürlüğüme kavuştum, dileyin benden ne dilerseniz,

Kadın: önceleri şaşırsa da,biraz düşündükten sonra;

'Çok güzel ve büyük bir malikane istiyorum'der.

Adam:

'Bir dakika' der ve kısa bir telefon görüşmesinden sonra; 'tamam hanımefendi, malikaneniz hazır' der, 'İkinci dileğiniz nedir?' diye sorar.

Kadın:sevinç çığlıkları ile;

'En güzel kıyafetleri istiyorum' der.

Adam: yine kısa bir telefon görüşmesinden sonra;

'Tamam, hanımefendi, Versace ve D&G'ya gidip en güzel kıyafetlerden istediğiniz kadar alabilirsiniz' der,

Adam:

'Son dileğinizi de alabilir miyim' diye sormasıyla Kadın: çıldırmış bir halde;

'Dünyanın en güzel mücevherlerini istiyorum' der.

Adam: yine kısa bir telefon görüşmesinden sonra;

'Tamamdır, yarin tüm mücevherleriniz teslim edilecek' der.

Kadın: artik sevinçten çıldırmıştır.

Adam: kadına sessizce;

'Ee şey hanımefendi, benim de sizden küçük bir ricam olacak' der, 'Malum,100 yıldır bir vazodayım, bu sürede hiç kadın yüzü görmedim, benimle bir gece birlikte olabilir misiniz acaba?' diye sorar.

Kadın: biraz düşündükten sonra, O'na bu kadar güzel şeyler veren birinin, isteğini geri çevirmemesi gerektiğini düşünür ve 'Tamam olabilir' der, Sabah'a kadar birlikte olurlar... Adam bir ara sigarasını yakar ve kadına sorar;

'Kaç yasındasın?'

Kadın:

'32' der,

Adam:

'Hadi yaa.. Çok enteresan, bu yaştasın ve hala cinlere inanıyor musun?'

  • Beğen 3
Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç

Meme kanseri ile ilgili herkesin ders alması gerekn küçük bir hikaye / kıssadan hisse

Orta yaşlı ve düzgün giyimli bir adam sessizce

kafeye girerek köşedeki masaya oturur.

Garsona sipariş vermek için

beklerken yan masadaki gençlerin kendisine bakarak gülüştüklerini fark eder.

Belli ki yakasına taktığı küçük pembe kurdele şeklindeki Rozetine

gülmektedirler. Bu alaylı bakışları görmezden gelen adam, yan masadakilerin bu

ısrarlı sırıtmalarına dayanamayarak elini lacivert ceketinin yakasındaki rozete

götürerek,

Bu mu? diye bakışanlara sorar.

Yan masadakiler yüksek

sesle gülerek,

Küçük güzel Pembe kurdeleniz lacivert ceketinize pek de

yakışmış! diyerek sırıtmaya devam ederler.

Orta yaşlı adam bu sözü söyleyen delikanlıya

dönerek,

Lütfen masama buyurun bunu tartışalım

der.

Biraz önce tüm sevimsizliğiyle sırıtan delikanlı sebebini

anlamadığı bir utanma ve sıkınt ı hissine kapılsa da gelip masaya

oturur.

Adam anlaşılır ve yumuşak bir sesle,

Bu Rozet tüm

dünyada, içinde olduğumuz ayda, kadınların arasında meme kanseri bilincini

yaygınlaştırmayı ifade ediyor.

Ben bu rozeti annemin adına takıyorum

der.

Bu açıklama karşısında başkalaşan delikanlı,

Çok

üzüldüm, anneniz meme kanserinden mi öldü diye sorar.

Hayır diye

cevap verir orta yaşlı adam ve devam eder:

Annem sağ. Küçük bir

çocukken kendimi yalnız hissettiğim korkulu anlarımda her zaman başımı

saklayabileceğim ve huzur bulacağım yumuşak bir yuvadır annemin memeleri.

Annemin sağlığı için dua ediyorum.

Hımmm diye kekeler

delikanlı.

Bu rozeti karım için takıyorum diye devam eder orta

yaşlı adam.

Karınız da herhalde iyi diye sorar

delikanlı.

Evet, evet der adam

Karım benim için aşk ve

sevgi kaynağı olmuştur her zaman. 23 yıl önce

sevgili kızımızı

beslemiştir memesiyle. Karımın sağlığı için Allaha

şükrediyorum.

Sanır ım kızınızın sağlığı için de

takıyorsunuz?

Hayır. Kızımı bir ay önce meme kanseri nedeniyle

kaybettik.

Yaşının çok genç olduğunu düşünerek ihmal etmiş memesinde

fark ettiği kitleyi. Bu nedenle geç kaldık.

Genç delikanlı,

yüzündeki utangaç ve üzüntülü bir ifadeyle,

Çok üzgünüm bayım. Özür

dilerim der

Orta yaşlı adam Kızımın anısına öğünerek takıyorum

Bu küçük pembe kurdeleyi. Bu sayede çevremdekileri de aydınlatabiliyorum. Şimdi

evine git, karınla, kızınla, annenle konuş deyip cebinden çıkardığı küçük pembe

kurdele rozetini uzatırken, delikanlı öne eğilir ve takmama yardım edebilir

misiniz? diye mahçup mahçup sorar.

Bu öyküyü Türkiye Meme Vakfından

Dr. Can Gürbüz gönderdi..

Öykünün altına bir de not

düşmüş:

Bir mumun, diğer mumu yakarak aydınlatmasıyla kaybedeceği

hiçbir şey yoktur..

Lütfen bu hikâyeyi yayarak diğer mumları da

aydınlatın

Tüm aydınlıklar kadınların

olsun

Yorum bağlantısı
Fahrettin Karakoç

Ilginç bir öykü.

Gösterdim !

Gördü anlamına gelmez...

Söyledim !

Duydu anlamına gelmez...

Duydu !

Doğru anladı anlamına gelmez...

Anladı !

Hak verdi anlamına gelmez...

Hak verdi !

İnandı anlamına gelmez...

İnandı !

Uyguladı anlamına gelmez...

Uyguladı !

Sürdürecek anlamına gelmez...

Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa;

- Buranın yabancısıyım, demiş.

Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler..

Çocuk arabanın penceresini açtıktan sonra;

Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş.

Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde..

Adam çocuğun yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.

- Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş çocuk.

Kuş cıvıltıları oradan geliyor zaten.

- İyi ama, demiş adam, bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?.

-Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez diye atılmış çocuk... Üstelik manolyalar da katılıyor onlara..

Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu da duyacaksınız..

Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan

sonra, teşekkür etmek için döndüğünde fark etmiş çocuğun kör olduğunu..

Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış adamın kendisini fark ettiğini..

Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken;

- Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki!. Sizinkiler sağlam, öyle değil mi?.

Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına

doğru yönelirken;

- Artık emin değilim demiş. Emin olduğum tek şey,benden iyi gör- düğündür.

Gören Gözlerimizin Mutluluğunu Sonuna Kadar Sürdürmeniz ve Şükretmeniz Dileğiyle

  • Beğen 3
Yorum bağlantısı
Mahmut Yıldız

Fıkraları böyle resimli paylaşınca Zafer kızıyor ona göre, ama az gaz verirsen yazıp tekrar ekleyebilir.

Bir de "buradan bakınca gerçekten öyle görünüyormuş" diye bir fıkra var, bunu okuyunca aklıma geldi.

  • Beğen 1
Yorum bağlantısı
Zafer Ayvacı

yok, fıkra ya illa yazı olacakmış, önce yazı fontunu değiştirme diye atladı, sonra resimmiş dedi, sonra da resimlerde gizli reklam yapıyorsun dedi, tüplü ve kıskanç. :p :p :p

Aha da dedikleri

http://www.fordclubt...ost__p__1535008

bu da yeniden yazdığı fıkra

http://www.fordclubt...ost__p__1535027

Hiç üşenmedin aradın buldun di mi? :D

yatsın kalksın dua etsin o , fıkra piyasasını canlı tutuyoruz diye :)

eşşeği düzeltirse hoca nın gerisi çıkar ortaya ayıp :D

karıyı düzeltirse o da ayıp :D

hocayı düzeltirse zaten günah :D

(buraya espiri yapmasın şimdiden uyarayım :p )

Eşek - karı - hoca. En korktuğum 3leme. Ben karışmam :p:D

Yorum bağlantısı
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...